Muavvizeteyn

5,000.00 ₺

Lumina Art Studio’da eserlerimiz; seri üretim plastik malzemelerden, hazır baskı yüzeylerden veya endüstriyel dekoratif kalıplardan oluşmaz. Her çalışma; malzemesi, dokusu ve uygulama biçimiyle kendi atölyemizde, gerçek bir üretim ve zanaat sürecinden geçerek hazırlanır.

Eserlerimizin ana gövdesinde ahşap esaslı MDF levha kullanıyoruz. MDF, kimi zaman yanlış algılandığı gibi yapay bir yüzey değildir; doğal ağaç liflerinin özel üretim teknikleriyle bir araya getirilmesiyle oluşturulan, ahşap esaslı ve homojen yapıya sahip bir malzemedir. Pürüzsüz yüzeyi, yüksek işlenebilirliği ve formunu koruyan yapısı sayesinde; hassas kesimlerin, katmanlı yüzeylerin ve detaylı sanat uygulamalarının işlenebilmesine imkân veren nitelikli bir zemin oluşturur.

Üretimlerimizde hazır tuval yüzeyler, poliüretan dekoratif parçalar, plastik çerçeveler veya bunların benzeri hazır kalıp malzemeler kullanmıyoruz. Eserlerimizin ana çerçevesinden zeminine, taşıyıcı gövdesinden katmanlı parçalarına kadar temel yapı unsurlarını ahşap esaslı MDF levhalardan kendi atölyemizde işliyor, kesiyor ve eserin ölçüsüne göre şekillendiriyoruz.

Eserlerimizde gördüğünüz desen ve dokular hazır görsel baskı değildir. Yüzeyler; eserin tasarımına göre kabartmalar, katmanlı doku uygulamaları, lazer kesim ahşap parçalar, boya teknikleri ve farklı el işçiliği süreçlerinin bir araya gelmesiyle oluşturulur. Böylece eserin görsel karakteri yalnızca yüzeye aktarılmış bir görüntüden değil, malzemenin bizzat işlenmesiyle ortaya çıkan gerçek bir derinlik ve dokudan meydana gelir.

Nakış kullanılan çalışmalarımız da dışarıdan hazır olarak temin edilmez. Nakışlar, kendi atölyemizde bulunan profesyonel nakış makinelerimizde, binlerce dikişten oluşan uygulamalarla tarafımızca üretilir ve her eserin kompozisyonuna özel olarak hazırlanır.

Bu nedenle her Lumina eseri; yalnızca dekoratif bir obje değil, ahşabın işlenmesinden yüzey dokusuna, nakışından boyasına ve son montajına kadar kendi atölyemizde şekillenen çok katmanlı bir zanaat ve sanat üretiminin sonucudur.

Muavvizeteyn’i yalnızca “kötülüklerden korunmak için okunan iki sûre” olarak değil, insanın acziyetini anlayıp Allah’ın himayesine girmesi olarak ele aldım: Muavvizeteyn bize önce çok temel bir hakikati öğretiyor: Her şeyi göremeyiz, her şeyi anlayamayız ve kendimizi her şeyden koruyamayız. Ama Allah her şeyi görür. Allah bize tekrar tekrar “De ki: Sığınırım…” dedirtiyor. Çünkü bazen insanın en büyük yanılgısı, güçlü olması gerektiğini düşünmesidir. Oysa Allah bize güç gösterisi yapmayı değil, O’na sığınmayı öğretiyor. Biz dışarıdan gelecek kötülüklerden korkuyoruz; Allah bize yaratılmışların şerrinden, karanlığın içinden, kıskançlığın ve gizlice işleyen kötülüklerin şerrinden Kendisine sığınmamızı söylüyor. Ama sonra bizi daha derin bir yere götürüyor. Çünkü insanın düşmanı yalnızca dışarıda değildir. Bazen bizi en çok yaralayan şey, kimsenin göremediği bir fısıltıdır: Kalbimize düşen bir korku… Allah hakkında içimize gelen kötü bir zan… Bitmek bilmeyen bir vesvese… Kendimizi değersiz, yalnız veya çaresiz hissettiren o sessiz ses… İşte Muavvizeteyn bize burada şunu öğretiyor: Kalbimizin içine kadar ulaşabilen şeylerin ulaşamadığı bir makam vardır: Allah’ın himayesi. Allah kendisini bize insanların Rabbi, Meliki ve İlâhı olarak tanıtıyor. Yani bize adeta: “Sizi yaratan Rabbiniz Benim. Üzerinizde gerçek hüküm sahibi Benim. Kalbinizin teslim olacağı tek ilâh da Benim.” diyor. O hâlde neden kalbimizi insanların sözlerine, korkularımıza, kıskançlıklara, görünmeyen tehditlere teslim edelim? Muavvizeteyn’i okurken içimizden şu geçmeli: “Allah’ım, ben her kötülüğü göremem. Kimin kalbinde ne olduğunu bilemem. Kendi içimde yükselen her vesveseyle de tek başıma baş edemem. Ama Sen görüyorsun. Sen biliyorsun. Ben kendimi Sana bırakıyorum.” Belki Muavvizeteyn’in insana verdiği en büyük huzur da budur: Biz her tehlikeyi önceden bilmek zorunda değiliz; sığınacağımız Allah’ı bilmemiz yeter. Ve insan bunu gerçekten hissedince korkusu değişir. Çünkü artık kendisini kendi gücüyle korumaya çalışan yalnız bir insan değildir. Rabbinin himayesine girmiş bir kuldur.

Her eserimizin yolculuğu, atölyeye girmeden önce tasarım stüdyomuzda başlar. Eserde yer alacak ayetin kompozisyonu; harflerin ölçüsü, boşluk dengesi, yerleşimi ve eserin genel oranları dikkate alınarak dijital ortamda özel olarak hazırlanır. Böylece ayet, yalnızca bir yüzeye yerleştirilmiş yazı olarak değil, eserin bütünüyle uyum sağlayan bir kompozisyonun parçası olarak tasarlanır.

Dijital tasarımı tamamlanan ayet, 1. sınıf 4 mm MDF malzemeden CNC lazer makinemizde hassas şekilde kesilir. Kesim sonrasında yüzey hazırlığı tamamlanarak, esere karakterini veren özel gold boya uygulaması gerçekleştirilir. Böylece yazı, zeminden ayrı bir katman olarak yükselir ve esere belirgin bir derinlik kazandırır.

Eserin ana gövdesini oluşturan çerçeve ise ayrı bir tasarım sürecinden geçer. Çerçevenin formu ve desenleri özel tasarım programlarında hazırlanır; ardından 3 cm kalınlığındaki 1. sınıf MDF, CNC router makinemizde işlenir. İşleme tamamlandıktan sonra yüzey titizlikle zımparalanarak boya uygulamasına hazır hâle getirilir.

Pürüzsüz ve güçlü bir yüzey elde etmek amacıyla çerçeveye iki kat lake astar uygulanır. Astar tamamen kuruduktan sonra boyahane bölümümüzde iki kat akrilik boya uygulaması yapılır. Katlar arasında gerekli kuruma süreleri beklenerek yüzeyin homojen, temiz ve nitelikli bir görünüm kazanması sağlanır.

Boya işlemleri tamamlandıktan sonra eser montaj bölümüne alınır. Tasarıma özel olarak ürettirdiğimiz halı dokulu iç yüzey, çerçevenin içerisine dikkatle sabitlenir. Ardından önceden hazırlanmış gold ayet katmanı üzerine monte edilir. Bu katmanlı yapı; oyma çerçeve, tekstil dokusu ve yükseltilmiş ayet formunun aynı eserde birleşmesini sağlar.

Montajı tamamlanan her eser paketleme öncesinde genel olarak kontrol edilir. Daha sonra yüzeyi koruyacak şekilde önce kâğıt ambalaj, ardından darbelere karşı balonlu koruyucu ambalaj ile paketlenir.

Paketleme bununla da sınırlı kalmaz. Eserlerimiz, atölyemizin marangozhane bölümünde ölçülerine uygun şekilde hazırlanan korunaklı ahşap kasaların içerisine yerleştirilerek sevkiyata hazırlanır. Böylece üretim sürecinde gösterdiğimiz özeni, eserin müşterimize ulaşacağı son ana kadar devam ettiriyoruz.

Tasarımından CNC işlemesine, boyasından montajına ve ahşap kasasına kadar her aşama; farklı üretim disiplinlerinin bir araya geldiği çok katmanlı bir atölye sürecinin sonucudur.

Lumina’da bir eser yalnızca üretilmez; tasarımdan işçiliğe, katmanlardan son dokunuşa kadar özenle şekillenir ve aynı hassasiyetle yaşam alanınıza ulaşır.

Lumina’da her eser; tasarımla doğar, ustalıkla işlenir, katman katman karakter kazanır ve ilk çizgisinden yaşam alanınıza ulaştığı ana kadar aynı özenle korunur.

Koleksiyonumuzda yer alan eserler, standart seçeneklerin dışında ölçü ve renk tercihlerinize göre özel olarak uygulanabilir. Farklı ölçü veya renk talebinizi WhatsApp üzerinden bizimle paylaşabilirsiniz.

Türkiye’nin her yerine ücretsiz ekspres kargo sunuyoruz.

Siparişiniz iade koşullarını karşılıyorsa, teslim aldığınız tarihten itibaren 7 gün içinde ücretsiz olarak iade edebilirsiniz.

Kişiye özel ürünlerde geçerli istisnalar ve ayrıntılı bilgi için Teslimat ve İade Koşulları sayfamızı inceleyebilirsiniz.

Koleksiyonu Keşfetmeye Devam Edebilirsiniz...